TÜSİAD Biyoteknoloji Raporu, özel şirketlerle üniversiteler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi için şirketlerin tek bir noktada toplanmasını öneriyor. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD)’nin, ‘Türkiye’de Biyoteknoloji İşbirlikleri’ başlıklı raporu, bu sektörün durumunu ve gelişmesi için yapılması gerekenleri irdeliyor. Biyoteknolojinin gelecekte ekonomik ve ekolojik anlamda Türkiye’nin rekabet gücünü artıracağının altını çizen rapor, biyoteknoloji konusunda kamoyunda farkındalık yaratılması gerektiğini savunuyor. Raporu Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Hüveyda Başağa ve Doç Dr. Dilek Çetindamar hazırladı.
Raporla ilgili bir açıklama yapan TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı, “Türkiye’de biyoteknoloji alanında geniş katılımlı bir yol haritası hazırlamalıdır. Türkiye bu konuda stratejik planlar yapmak ve uygulamak zorundadır” diye konuştu. Türkiye’nin ArGe konusunda AB ölçütlerine yaklaşması için yenilikçi ve üretken modellere yönelmesi gerektiğini söyleyen Sabancı, Türkiye’nin teknolojiyi üreten bir ülke konumuna gelmesi için özel sektör, devlet ve üniversiteler arası işbirliğine vurgu yaptı.
Sabancı, “TÜSİAD olarak ülke çapında oluşturulacak biyoteknoloji hamlesine destek vermek önemli bir vazifemizdir” dedi.
DÜNYADA BİYOTEKNOLOJİ
Biyoteknoloji alanında faaliyet gösteren 4 binden fazla şirketin 2004 ciroları 65 milyar dolar. ABD’nin bu alanda lider konumuna karşın, AB veya Asya kökenli şirketler de pazar paylarını büyütüyor. Örneğin, Batı ülkelerinde biyoteknoloji pazarları yılda ortalama yüzde 17 büyürken, Çin, Japonya, Tayvan ve Güney Kore’nin dahil olduğu Asya biyoteknoloji pazarı yılda yüzde 36 büyüyor. Raporda ayrıca Brezilya ve Küba’nın biyoteknoloji alanındaki gelişmesine dikkat çekiliyor.
TÜRKİYE’DE BİYOTEKNOLOJİ
Türkiye’deki biyoteknoloji şirketleri 2000 yılı TÜSİAD raporuna göre 50 iken, 2005 yılında bu sayı 90’a ulaştı. TÜSİAD’ın 2006 raporunda bu gelişmi “Ülkemizde ciddi bir artış olduğunu görülmektedir, ama bu sayı hâlâ çok küçük bir biyoteknoloji kümeleşmesine işaret ediyor. Bir karşılaştırma yapılırsa, 70 milyonluk
Türkiye’de firma sayısı 100’den az iken, 5 milyonluk Finlandiya’da aynı rakam 68’dir.”
Rapor biyoteknoloji firmalarının sayılarındaki artışı “sevindirici” olarak nitelerken, firmaların beşte birinin son 5 yıl içinde kurulmuş olmasına dikkat çekiyor. Rapor firmaların enerji, çevre ve sağlık alanında faaliyet gösterdiğini, teknoparklarda da yeni biyoteknoloji firmalarının açılmasını olumlu bir gelişme olarak vurguluyor. Rapora göre, teknoparklardaki şirketlerin yüzde 20’si biyoteknoloji alanında faaliyet gösteriyor.
FİNANSMAN AİLEDEN, ÖDENEK DEVLETTEN
Rapora göre, biyoteknoloji firmalarının kuruluş finansmanının ana kaynağı ‘aile ve yakınlar’; Ar-Ge ödeneklerinin yüzde 60’ı ise devletten. Biyoteknoloji firmalarının yüzde 53 üniversitelere işbirliği içinde, firmalar ayrıca müşterileri veya tedarikçi diğer firmalarla da işbirliğine giriyor.
BİLİMSEL ÇALIŞMALARIN TİCARİLEŞTİRİLMESİ
TÜSİAD raporu, biyoteknoloji firmalarının Ar-Ge çalışmalarının Türkiye ortalamasının üstünde olmasına karşın, patent sayılarının ise düşük olmasına dikkat çekiyor. Biyoteknoloji firmalarında Ar-Ge harcamalarının bütçeye oranı ortalaması yüzde 1.5, bunların dörtte birinde ise bu rakam yüzde 10. (Türkiye’de ArGe ortalaması yüzde 0.6). TÜSİAD raporuna göre biyoteknoloji firmaları bilimsel buluştan satışa geçişte en çok pazarlama konusunda zorluk çekiyor.
PATENT VE MÜLKİYET HAKLARININ KORUNMASI
Pazarın genişlemesi için öncelikle finansal desteklerin oluşturulması, Ar-Ge’nin arttırılması ve yeni biyoteknoloji şirketlerinin kurulmasının teşvik edilmesi gerektiğine vurgu yapılıyor. Ayrıca patent ve mülkiyet haklarının korunması ve teknoloji transferinin artırılması da önemli başlık olarak gösteriliyor.
SIRA ‘HELVA’YI YAPMAYA GELDİ
TÜSİAD raporu sonuç bölümünde şu fikirlere yer veriliyor: “Türkiye’de bilim ve teknolojiye yatırımları genel olarak zayıf kalıyor, biyoteknoloji de buna bir istisna teşkil etmiyor. Biyoteknoloji şirketlerinin bir alanda toplanarak kümeleşme yaratılması ve bir eko-sistemin kurulmasına ihtiyaç vardır. Bir başka deyişle un-yağ-şeker vardır, sıra helvayı yapmaya gelmiştir.”
VERGİ TEŞVİĞİ VE ÜNİVERSİTELERE ‘ARAŞTIRMA ÖDENEĞİ’
TÜSİAD raporu Türkiye’de biyoteknolojinin gelişmesi için şirketlerin toplanması ve üniversitelerle organik bağ kurması gerektiğine işaret ediyor. Rapor, TÜBİTAK ve TÜBA gibi kurumlarla ArGe çalışmalarının koordine edilmesi, genetik-sağlık bilimleri için ortak bir platform oluşturulması, ilaç üreticileri arasında Ar-Ge ilişkilerinin kurulması gerektiğine dikkat çekiyor. TÜSİAD biyoteknoloji raporu, vergi teşviği ve şirketlerin üniversitelere ‘araştırma ödeneği’ verebilmesi için düzenlemelerin yapılmasına dikkat çekiyor.
ORTAK TEST LABORATUARININ KURULMASI
Rapor, moleküler biyoloji, mikrobiyoloji, organizasyonel ve yönetsel konular, uluslararası ticaret, gibi konularda eğitimlerin ve üniversite-sanayi arasında eleman değişimlerinin artırılması gerektiğini savunuyor. Altı çizilen öneriler “Ortak test laboratuarının kurulması, biyoteknoloji eğitim merkezinin açılması, klinik testlerin yapılacağı biyokimya merkezlerin kurulması” olarak sıralanıyor.
ULUSAL BİYOTEKNOLOJİ VERİTABANI
TÜSİAD raporu ayrıca regülasyonlar ve yasal düzenlemelerle ilgili olarak; “Yeni ürün geliştirme ve pazarlama teşviklerinin oluşturulması, devlet kamu alım politikalarının üniversite-sanayi işbirliğini özendirecek şekilde düzenlenmesi, ulusal biyoteknoloji veritabanının hazırlanması, TPE (Türk Patent Enstitüsü) veritabanın internete taşınması” gerektiğinin altını çiziyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder